BİR ÇANAKKALE ŞEHİDİNİN SON MEKTUBU

2010-04-26 03:55:00

Mektubu yazan; ihtiyat zabit (yedek subay) namzedi Etem, İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıfına devam ederken aynı zamanda Beyazıt Numune Mektebi’nde öğretmendi (1912). Gönüllü olarak katıldığı Çanakkale Muharebeleri’nde bu mektubu yazdıktan sonra şehitlik mertebesine yükselmiştir.

 

Valideciğim,

Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!

Nasihat-amiz mektubunu Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgâra mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.

Gözlerimi biraz sağa çevirdim, güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim, cığıl cığıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu… Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım. Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedası ile beni tebşir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.

İşte bu dakikalar anında, hizmet eri:

-Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.

-Pekâlâ, dedim. Aldım baktım, sütlü çay…

-Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.

-Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?

-Evet, dedim. Evet ne kadar güzel.

-İşte onun çobanından 10 paraya aldım.

Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim.

Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben validemin sayesinde onun gönderdiği para ile böyle süt içeyim de, annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmiyor? dedim.

Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: “Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi.”

Şevket merak etmesin, o görür, belki de daha güzellerini görür.

Fakat valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi de senin sayende görecektir.

O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

Ey Allah’ım, bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Herkes, her şey, bütün mevcudat onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm.

Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim, ağzımı açtım ve dedim:

-Ey Türklerin Ulu Tanrısı! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halıkı! Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, seni takdis eden ve seni ulu tanıyan Türklere mahsustur.

Ey benim Yarabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahveyle!”

Diyerek bir dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes’ut, benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.

Anneciğim, oğlun Halit de benim gibi güzel yerlerdedir.

Dünyanın en güzel yerleri burası imiş. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor. İnşallah düşman asker çıkarır da, bizi de götürürler, bir düğün yaparız, olmaz mı?

Kadir’e mektup yazdım.

Valideciğim, evdeki senet vesaireyi kimselere kat’iyyen vermeyin ve sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.

Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktiyle anlatmış idim, bu dünya böyledir.

Fakat sen merak etme. O parayı vermese, adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister.

Valideciğim, çamaşır falan istemem, paralarım duruyor, Allah razı olsun.

 

Oğlun Hasan Etem

4 Nisan 1331/17 Nisan 1915

 

MEKTUP HAKKINDA AÇIKLAMALAR:

1.   Şehit Muallim Etem, Niğde’nin “And-Ulus” (Hacı Abdullah) Köyünde 29.02.1890 tarihinde doğmuş ve 19 Nisan 1915’te şehit olmuştur. (Birliği: 3. Kolordu, 19. Fırka (Kumandanı: Mustafa Kemal), 57. Alay, 2. Tabur, 6. Bölük)

2.   Şehit Etem, o tarihte 25, annesi Zeynep 41 yaşında idiler. Yine mektupta bahsi geçen kardeşi Halit 22 yaşında olup Çanakkale’nin diğer bir cephesinde, kardeşi Hilmi 16 yaşında öğrenci, kardeşi Şevket 10 yaşında öğrenci, sütkardeşi Kadir 24 yaşındadır.

3.   Mektupta bahsi geçen “Divrin”, annesinin doğduğu Niğde’nin bir köyüdür.

4.   Mektupta adı geçen kardeşi Halit, 1894’te ağabeysi ile birlikte Çanakkale Muharebeleri’ne katılmış, Kirte köyü ilerisinde Zığındere’de yaralanmış, gazi olarak sağ kalmış, 31 yıl Emniyet Teşkilatında çalışmış, Komiser olarak emekli olmuş, 1948’de vefat etmiştir.

5.   Prof. İ.H. Baltacıoğlu, yayınladığı “Mektepli” dergisinin 09.03.1933 No. 25. Sayısında başyazı olarak “Muallim Edhem Nasıl Öldü?” başlıklı bir makale yayımlamıştır.

6.   Şehidin adını taşıyan yeğeni Etem Ruhi Üngör (1922):1966’da yayınladığı “Türk Marşları” kitabını ona ithaf etmiştir.

7.   Bu mektubu arkeolog İlhan Akşit, “Çanakkale Savaşları” (1973) adlı kitabında yayınlamıştır (s.74-77).

8.   Bu mektup, “Hayat” dergisinin 13 Mart 1975 tarihli sayısında aslının fotokopisi ile birlikte yayınlanmıştır.

9.   Bu mektup, “Orkun” dergisinin Mart 1983, sayı:9, sayfa:16’da yayınlanmıştır.

10.        Bu mektup, ayrıca binlerce nüsha basılıp 1970-1985 yılları arasında “Çanakkale Savaşları 1915 Harp Hatıraları Koleksiyonu Müzesi”nce ziyaretçilere sunulmuştur. Aynı mektup baskısı, bazı edebiyat ve tarih öğretmenlerince ayrıca bastırılarak öğrencilere dağıtılmıştır.

11.        Arkeolog İlhan Akşit’in Çanakkale Arkeoloji Müzesi ve Çanakkale Müzeler Müdürü olduğu yıllarda Abide Müzesini ziyaret eden (1977) zamanın Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, beraberinde müzeyi gezdiren İlhan Akşit’in vitrindeki bu mektubu kendisine okumasını istemiş ve mektup okunurken gözyaşlarını tutamamıştır.

12.        Bu mektup, “Kolay İlan Gazetesi”nin 31.08.1982 tarih ve 277.sayısında yayınlanmıştır.

13.        Bu mektup, Vahap Okay’ın 1986’da yayınlanan “Anadolu Konuşuyor” (Anadolu’dan Türkiye’nin Kalbine) adlı kitabında yayınlanmıştır.

14.        Bu mektup, halen Çanakkale’deki “Abide Müzesi”, “Deniz Müzesi” ve “Milli Parklar Müzesi”nde teşhirdedir.

15.        Mektubun aslı, şehit Muallim Etem’in adını taşıyan yeğeni Etem Ruhi Üngör’dedir.

16.         Araştırmacı, MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü Daire Başkanı iken Çanakkale’de İlköğretim Müfettişlerinin katıldığı hizmet içi eğitim kursu programı kapsamında “Deniz Müzesi”ni gezmiş ve müzede mektubun Osmanlıca metnini okuyup ilköğretim müfettişlerine gerekli açıklamalarda bulunmuştur (1990-1992)

17.        Bu mektubun bir nüshası (Türkpetrol Vakfı’nın armağanıdır İstanbul-1986) araştırmacıda bulunmaktadır.

223
0
0
Yorum Yaz