TEMSİL HEYETİNİN ANKARA’YA GELİŞİ

2010-01-17 01:29:00

TEMSİL HEYETİNİN ANKARA’YA GELİŞİ

Yard. Doç. Dr. Kemal KOÇAK (*)

27 Aralık 2009 günü, Mustafa Kemal başkanlığındaki Temsil Heyetinin Ankara’ya gelişinin 90’ıncı yıl dönümü idi. Kamuoyu, görsel ve yazılı basın-yayın organlarında günün anlam ve öneminin-Gazi Koşusu dışında-yer almadığını görmek kahredici bir durumdur.

            Kabul edilemez bu durumun sebeplerini eğitim-öğretimde; eğitimi etkileyen ve eğitimden etkilenen kişi, kurum ve kuruluşlarda aramak gerekmektedir. Bu kesimlerden bilinçli öğretmenler, problemin kaynağının öğretim programları ve ders kitaplarında olduğunu, öğretmen kılavuz kitaplarının eğitim-öğretim uygulamalarında esas olduğunu, öğretmenin inisiyatifinin olmadığını ifade etmektedirler.

            İlköğretim 6 ve 7’nci Sınıflar Sosyal Bilgiler Öğretim Programının “Açıklamalar” başlıklı 12’nci maddesi şöyledir:[1] 

“Millî ve dinî bayramlar, mahallî kurtuluş ve kutlama günleri, önemli olaylar, belirli gün ve haftalardan yararlanılarak, öğrencilerin tarihsel duyarlılığı geliştirilmelidir.  Öğretmen, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, Kurtuluş Savaşı’nda bir zaferin ya da Türk İnkılâbı ile ilgili herhangi bir olayın yıl dönümü, Ankara’nın başkent olması gibi olayların yıl dönümlerinde Atatürk’ün kişilik özelliklerini, inkılâplarını, ilkelerini ve düşüncelerini anlatmalıdır. Öğretmen, Atatürk’ün “Türk, öğün, çalış, güven”, “Ne mutlu Türküm diyene!” ve “Yurtta sulh, cihanda sulh”   gibi sözlerinden hareketle, Türklerin tarihte oynadıkları rolü; askerlik, idare, hukuk, bilim, fen ve sanat alanında insanlığa hizmetlerini göstermelidir. Öğrencilerin, Türk milletine, Türk bayrağına, Türk ordusuna ve vatanına hizmet eden kişilere sevgi, saygı ve takdir duygularını geliştirmelidir. Öğrenciler, yazılı ve görsel basın tarafından güncel konuların ve haberlerin etkisi altındadır. Öğrencilerin zihinlerinin güncel meselelerle meşgul olduğu zamanlarda ve dönem başında planlanmış dersin pek verimli olmadığı durumlarda, öğretmen “güncellik ilkesinden” hareket etmeli, fırsatları değerlendirmelidir. Güncel konular,  öğrencilere iş ve proje olarak verilmelidir.”

İlköğretim T. C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi 8. Sınıf Öğretim Programının “Açıklamalar” başlıklı 14’üncü maddesi şöyledir: [2]

 Millî ve dinî bayramlar, mahallî kurtuluş ve kutlama günleri, önemli olaylar, belirli gün ve haftalardan yararlanılarak öğrencilerin tarihsel duyarlılığı geliştirilmelidir.  Öğretmen, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı, Kurtuluş Savaşı’nda bir zaferin ya da Türk İnkılabı ile ilgili herhangi bir olayın yıl dönümü, 13 Ekim'de Ankara’nın başkent olması, 23 Aralık'ta Menemen'de Kubilay'ın şehit edilmesi gibi olayların yıl dönümlerinde Atatürk’ün kişilik özelliklerini, inkılaplarını, ilkelerini ve düşüncelerini anlatmalıdır. Öğretmen, Atatürk’ün “Türk, öğün, çalış, güven!”, “Ne mutlu Türk’üm diyene!” ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” gibi sözlerinden hareketle, Türklerin tarihte oynadıkları rolü; askerlik, idare, hukuk, bilim, fen ve sanat alanında insanlığa hizmetlerini göstermelidir. Öğrencilerin, Türk milletine, Türk devletine, Türk vatanına, Türk bayrağına ve Türk ordusuna hizmet eden kişilere sevgi, saygı ve takdir duygularını geliştirmelidir.” 

 

Sosyal Bilgiler, Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersleri öğretim programları ve ders kitapları, “etkinlik örnekleri” açısından incelendiğinde; “Temsil Heyetinin Ankara’ya Gelişi”nin sadece T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi öğretim programının aşağıda belirtilen ünite ve kazanımı içinde olduğu tespit edilmiştir.

“2. Ünite: Millî Uyanış: Yurdumuzun İşgaline Tepkiler

5. Kazanım: Misak-ı Millî’nin kabulünü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışını “ulusal egemenlik”, “tam bağımsızlık” ilkeleri ve vatanın bütünlüğü esası ile ilişkilendirir.”

Yukarıdaki ünitenin kazanımı ile ilgili olarak aynı sınıfın öğrenci ders kitabında aşağıdaki metne yer verilmiştir:[3]

“Bunları Biliyor musunuz?

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyeleri Sivas’tan Ankara’ya 6 teneke ödünç benzin ve bankadan alınan 1000 lira borç parayla gelmişlerdir. Tekerleklerine bez doldurarak şişirilen üstü açık beyaz otomobil ile geçtikleri her yerde olduğu gibi Ankara’da da sevgi gösterileriyle karşılanmışlardır.

Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyeleri 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara’ya geldi. O tarihlerde Ankara’da bir Fransız müfrezesi ile İngiliz askerleri vardı. Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’ya gelişiyle bu küçük Orta Anadolu şehri artık Millî Mücadele’nin de merkezi oluyordu.

Toplantı için Temsil Heyeti’nin Ankara’yı seçmesinin sebepleri neler olabilir?”      

Bu sorunun altında, “1914 yılında Osmanlı Devleti demir yolları” açıklamasıyla harita yer almaktadır.

Buradan; “toplantı için Temsil Heyeti’nin Anakara’yı seçmesinin sebepleri arasında 1914 yılında Osmanlı Devleti demir yolları sayılabilir” yargısına varılabilir(!?)

Yukarıdaki ünitenin kazanımı ile ilgili olarak aynı sınıfın öğrenci çalışma kitabında aşağıdaki etkinliğe yer verilmiştir.

“Bu sayfada yer alan dilsiz harita üzerinde, Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’dan Bandırma vapuruyla hareketinden başlayıp Ankara’ya gelişine kadar takip ettiği rotayı çiziniz. Bu dönemde Atatürk’ün bulunduğu dört yerleşim yerinin adını ve bu şehirlerdeki faaliyetlerinin Millî Mücadele açısından önemini yazınız.” (Öğrenci Çalışma kitabı, s. 34)

Yukarıda verilen etkinliğin yönergesidir. Bu etkinlik ile ilgili hemen yönergenin altında bir Dilsiz Türkiye İdari Haritası verilmiştir. Ancak yönerge analiz edildiğinde ve etkinlik için bırakılan boşluklar dikkate alındığında, aslında bu etkinlikte Ankara ile ilgili öğrenciden herhangi bir iş ve işlemin yapılması beklenmemektedir. Bunun sebebi hem yönerge hatalıdır hem de etkinlik için hazırlanan sayfadaki boşluk eksiktir. Öğrenci ders ve çalışma kitaplarındaki yukarıda belirtilen paragraflar dışında konuyla ilgili başka bir unsura rastlanmamıştır. Ayrıca öğrenci ders kitabının sözlüğünde konuyla ilgili “Heyet: Kurul.” şeklinde açıklamasına yer verilmiştir.

            Öğrenci ders kitabının “KAYNAKÇA” bölümünde “Kitaplar” başlığı altında “KANSU, Mazhar Müfit, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, s.1-2, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1997” tanımlamalı eser künyesi verilmiştir. Bu eserin, öğretim programı ve ders kitapları setlerini hazırlayanlar, sosyal bilgiler öğretmenleri, üniversitelerin eğitim fakülteleri ile fen ve edebiyat fakültelerindeki ilgili öğretim elemanlarından kaçı tarafından bilindiği/okunduğu sorusuna “Tamamı” cevabını verebilene hayranlık duymamak mümkün değildir(!?)..

            İlköğretim Sosyal Bilgiler, Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük derslerini okutan öğretmenlere, duyarlı veli ve öğrencilere yardımcı olmak amacıyla mütevazi katkıda bulunmayı borç bilerek “Temsil Heyetinin Ankara’ya Gelişi”ne biz de katılalım.

            Merhum Mazhar Müfit KANSU, eserinde der ki:[4]

            Ankara yolculuğuna hazırlık

            “Ve nihayet söz Ankara’ya gitmekliğe intikal edince, bana hitaben:

            -Günler yaklaştı, hazırlık nasıl? Dedi.

            Aramızda muhavere şöyle devam etti:

            Ben-Ne hazırlığı, para nerede?

            Mustafa Kemal Paşa-(Biraz düşünerek) Marifet onu bulmakta.

            Ben-Bulduğum çareleri kabul etmiyorsunuz.

            Mustafa Kemal Paşa-Bankalardan, rejiden filan para almak mı?

            Ben-Ben başka çare bulamadım; varsa söyleyiniz.

            Mustafa Kemal Paşa-Bankalardan olmaz, düşmanlarımıza yeni bir propaganda ucu veremeyiz. Bankaları soyuyorlar diye söylemedikleri kalmaz. Başka bir çare düşünelim.

            Ben-Pekala, Heyeti Temsiliye namına değil, şahsım adına herhangi bir bankadan istikraz yapamaz mıyım?

            Mustafa Kemal Paşa-Anlamadım. Ne suretle ve hangi bankadan?

            Ben-Osmanlı Bankası direktörü Mösyö Oskar Şmit pek eski bir ahbabımdır. Babası Mösyö Şmit Edirne’de şimendifer doktoru idi. Oğlu da biz yaşta olduğundan o zamanki ecnebi kulüplerde görüşürdük; şimdi burada Osmanlı Bankası direktörüdür, birkaç defa görüştük. Hatta geçende hanesinde beni yemeğe bile davet etti. Türk muhibbi bir zattır: “Trakya’da doğdum ve büyüdüm ve yaşadım. Türklerin büyük bir millet olduğuna ve her şeyi yapacak bir kuvvet ve kudreti haiz olduğuna kalben inanmışımdır. Bu defa giriştiğiniz mücadelede de muvaffak olacağınıza eminim, deyip duruyor ve benim elimden de bir hizmet gelirse ifasına hazırım, icap ederse memuriyetimi bile terk ederim.”tarzında bir cesaret gösteriyordu. Ben onsan şahsım namına bin lira istikraz edeceğimi kaviyyen ümit ediyorum; bu da caiz değil mi?

            Mustafa Kemal Paşa-Peki amma, şahsım namına ne demek, ne imza atacaksın?

            Ben-Bitlis vali sabıkı Mazhar Müfit imzasiyle.

            Mustafa Kemal Paşa-Böyle olabilir; fakat Kuvayi Milliye, Heyeti Temsiliye isimleri senette kat’iyyen her suretle olurs olsun yazılmamalı.

            Ben-Tabii.

            Mustafa Kemal Paşa-Bu paraı sen alacaksın, hepimize sarfedeceksin, ödemekte müşterek olacağız, değil mi?

            Ben-Bu da pek tabii; birbirimize iane verecek vaziyette değiliz.

            Mustafa Kemal Paşa-Bu suretler aklıma mülayim geliyor; bırak ki yine bankadan Mazhar Müfit para almış demiyecekler, Heyeti Temsiliye almış diyecekler ya, artık bu kadarı da fazla vehim olur.

            Bu suretle para meselesini hallettik. Yani aramızda hallettik. Bakalım direktör böyle bir imza ile bize para verecek mi? Banka usullerine muvafık mı? Her ne ise bir tecrübe edecektik.

            Sonra otomobillere nakli kelam ile:

            -Üç otomobil var amma, ne haldeler? Bunları bir muayene ettirsek. Bizi  Ankara’ya götürebilecek mi? Eşyalar, maiyet emirberleri ve kalem heyeti tabii arabalarla gidecek. Şimdi kimler var? Rauf Bey, misafirimiz Alfred Rüstem Bey, sen, Şeyh Fevzi Efendi, Hakkı Behiç, yaver Muzaffer ve Cevat Abbas, Bedri, katibi umumi Hüsrev Bey (Berlin sefiri), Doktor Refik (Saydam) ve saire. Hüsrev Bey’i nazımı hareket tayin edelim; otomobillere taksimi, yollarda hareket ve tevakkuf saatlerini ve günde ne kadar mesafe katedebileceğimizi, geceleri nerelerde kalabileceğimizi tetkik ve hesap etsin. Yol masraflarını da siz Hüsrev ile görüşerek tesbit buyurunuz. Benzin lazım, şu lazım, bu lazım; bu teferruatı Hüsrev Bey düşünür. Kendisi erkanıharp binbaşısıdır, başından böyle hareketler çok geçmiştir.

            Mustafa Kemal Paşa bu yol meselesi hakkında Hüsrev Bey’i de çağırarak uzun uzadıya görüştüler. En güç mesele, benzindi. Nereden alacaktık?.. Hatta paramız olsa bile… Ya lastik?.. Müzakere uzadıkça uzadı; nihayet bunlar hepsi var, farzedelim, ya para?..Mustafa Kemal Paşa çok sıkıldı, ayağa kalkarak:

-Yahu dedi, bunca mühim meseleler, isyanlar, şunlar bunlarla uğraştık, kararlar verdik, emin olunuz bu kadar sıkıldığım olmadı. Ankara’ya gideceğiz; köhne, körükleri parça parça, bu kışta, karda binilmesi gayri caiz otomobillere razı oluyoruz, fakat benzin, lastik, para bulamıyoruz. Fakat elbette bunlara da çare bulacağız.

Hüsrev Bey- Ben otomobilleri biliyorum, lastikler dolmadı, yalnız bir tanesi değil; sonra karpit fenerlidir.

Ben-Amerikan mektebinde benzin, lastik çok; geçenlerde müdiresi Mis cenapları mektebi gezdirirken anbarını da gördüm. On çiftten fazla lastik ve belki yirmi otuz teneke benzin vardı.

Mustafa Kemal Paşa-Bundan bize ne?

Ben- Bize mi ne? Parasını verir, satın alırız; parasını vermezsek borç alır, sonra Ankara’dan parayı göndeririz.

Mustafa Kemal Paşa-Evvela para bul da sonra ahbabın olan Mis cenaplarına gider, lüzumu kadar lastik ve benzin satmasını görüşürsün. Öyle Ankara’dan göndeririz filan yok ha. Bir de ciheti askeriye de bize benzin verebilir.

Bu sıra kapı vuruldu. Hakkı Behiç elinde birkaç kağıtla içeri girdi. Bu kağıtlar bazı tamimlerle İradei Milliye gazetesine bir makale idi. Bunlar okundu. Mustafa Kemal Paşa Hakkı Behiç Beye hitaben: “Behiç Bey, artık Ankara’ya hareket zamanı yaklaştı. Yol için, para için görüşmekteyiz. Nasıl gideceğiz? Mazhar Müfir Bey para yok deyip duruyor. Hakkı Behiç Bey: “Para işine benim aklım ermez efendim, yazı işleri olur ise, Ankara’ya gitmek meselesini zaten karar altına aldık. Tabii gidilecektir.” dedi. Ben de: “Tabii gidilecek, fakat bu gitmeyi temin edecek paradır.”  Bu hususta ben fikrimi söyledim. Paşa da fikrini söyledi. Hakkı Behiç Bey her ikimize de hak verdi. Fakat en son karar şahsım namına para almakta toplanmış gibi idi.

Ben ertesi gün bankaya gittim. Direktör Mösyö Oskar’ın hasta olduğunu, iki gündür bankaya gelmediğini öğrendim. Daha hareketimize dört beş gün var, o vakte kadar iyileşir, diyerek Amerikan mektebine gittim. Müdire bermutat beni büyük bir hürmetle kabul etti. Odasında oturduk, çay ısmarladı. Şundan bundan biraz bahsettikten sonra, ben hareketimizin yaklaştığının, fakat benzin ve lastik bulmakta müşkilat çektiğimizi ve mümkün olur da esmanı mukabilinde bize bu bapta muavenette bulunacak olurlarsa müteşekkir kalacağımızı söyledim. Müdire: “ Kolay. Para ne demek? Biz benzin ve lastik satıcısı değiliz. Hele çayınızı içiniz. Siz seversiniz, şu puroyu da tüttürünüz.” Diyerek güzel cinsten önüme bir puro kutusu koydu. Ben hayretle bir sigaralara, bir de Müdireye bakınca: “Efendim biz ne sigaret ve ne de sigara içmeyiz. Bunlar bize Amerika’dan gelir. Sebebi de, buradan geçecek vatandaşlarımız bunlardan mahrum kalırlarsa kendilerine muavenet içindir. Bugünler gelen giden ve böyle bir müracaatta bulunan yok. Kısmet sizinmiş, kutusu ile takdim edeyim size, yolluk bir hediyemiz olsun.”dedi. Doğrusu ben bu nefis puroları memnuniyetle kabul ederek, teşekkürlerde bulundum.

Hemen altmış yaşında olan Müdire bir uzun nutka başladı. Senelerce Türkiye’de bulunduğundan Türkçe’yi güzel söylüyordu. Sivas’taki mektebi hakkında pek centilmence hareket ettiğimizden, şöyle himaye, böyle muhafaza ettiğimizden bahisle Kuvayı Milliye’nin yağmacı, çapulcu olmayıp tamamen vatanı kurtarmak için çalıştıklarını söyledi ve teşekkürlerinin Mustafa Kemal Paşa’ya iblağını rica etti.

“İki çift iç lastik ile iki çift dış lastiği ve altı teneke benzin de emrinize hazırdır, aldırınız!” dedi. Gerçi para için ısrar ettim. “Lütfen faturasını himmet buyurunuz da almağa gelecek adamla parayı takdim edeyim.” dedim. Çünkü bende, hatta ikametgahtaki kasamızda bile bunu ödeyecek paramız yoktu. Osmanlı Bankası direktörünün bankaya geldiği gün alacağımızı ümit ettiğimiz paradan gönderecek ve o vakte kadar lastikleri, benzini almak için mektebe bittabi adam göndermiyecektik. Kadın tekrar ısrar ederek, paradan bahsetmeği tahkir addedeceğini ve para göndermeğe kalkarsak ne lastik ve ne de benzin veremiyeceğini kat’i bir lisanla anlattı. Ve derhal adamlarına emirler vererek bunları akşama bize götürmelerini söyledi. Teşekkür ile ayrıldım. Filhakika akşama lastikler ve bir araba ile de benzinler geldi. Biz de lazım gelenlere teslim ettik. Mustafa Kemal Paşa: “ Şimdi para almıyorlar amma, Amerika’ya, Türkler cebren aldılar, diye bir döneklik yaparlar mı acaba? Buna kalmamak üzere sen Müdireye: “Lastikler ve benzin de geldi, teşekkür ederiz. Fakat şifahen söylediğim veçhile bunların kaç kuruş tuttuğunu ve parasını derhal takdim etmek üzere, hatta hamal ve araba paralarının da ilavesini ve hareketimiz tekarrüp ettiğinden serian cevap verilmesini” müş’ir bir tezkere yaz, tabii o yazısiyle para almıyacağını bildirir. Bunu vesaik meyanında sakla. Hakikaten biz parasız istemiyoruz, onlar almıyor, evet amma, ileride ne olur olmaz, onların, bizim ısrarımıza rağmen para almadıklarına dair elimizde bir vesika bulunsun.

Çok ince düşünen Mustafa Kemal Paşa’nın bu ihtarını yerine getirdim. Filhakika Müdire cevap verdi; para ile benzin, lastik satmak kendileri için mümkün olamayacağını ve bu kadarcık hediyenin kabulünü ve binaenaleyh para verek hususunda ısrar edilmemesini ve hatta kendi ihtiyaçlarından keserek daha da takdime amade olduğunu ve hayırlı yolculuklar dilediğini ve Mustafa Kemal Paşa’ya hürmetlerinin takdimini ve vatani hizmetimizi takdirle, muvaffakiyetimizi temenni ediyordu.

Fakat biz de aldığımızdan fazla istemedik. Hakikaten Müdirenin bu hizmeti, yardımı bizi mütehassis etti. Ne yazık ki Müdirenin ismini not defterimde yazmamışım ve bir türlü de hatırlamıyorum. Zira Müdire hanım deyip duruyorduk.

Günler yaklaşıyor, fakat banka direktörü hala iyileşip de bankaya gelemiyordu. Bu cihet canımı sıkıyordu.

…………………………………

Ankara’ya hareket tarihi kararlaştı. 18 Kanunuevvel 1919 Perşembe günü yola çıkılacak. Harekete üç gün kaldı. Osmanlı Bankası direktörü Mösyö Oskar bir türlü iyileşip de bankaya gelemiyordu.

Nihayet evine haber gönderdim; kendisiyle görüşmek lazım geldiğini, yarın da çıkamıyacak ise muavinine tarafımdan vuku bulacak müracaatın kabulü için emir vermesini söyledim. Çarşamba günü, yani yarın değil öbürgün çıkacağı cevabını verdi. Biz de Perşembe günü hareket edeceğimize göre, bu cevabı muvafık buldum.

Herkeste bir hazırlanma faaliyeti başladı. Doktor Refik Bey (Saydam) ecza sandıklarının, yola çıkacak bir şekle ifrağ ile meşgul; bu hususta hiçbir fikir ve söz kabul etmiyor; kendisini kızdırmak için, şu sandık yolda kırılır desek, pür hiddet “Benim işime karışmayın efendim” diye kıyametler koparıyor.

Hayati Bey, bütün dosyaları, evrakı tanzim ve hizmetlere koymakla cidden uğraşıyor. Cevat Abbas Bey otomobillere bakıyor, Yaver Muzaffer Bey, Paşa’nın yol hakkındaki emirlerini tebliğ ile meşgul. Hüsrev Bey de hareket saatlerini, tevakkuf mahallerini, saatte katedilebilecek kilometreleri hesap ile geceleri nerelerde kalınabileceğini ve bütün yol boyunca köylere varıncaya kadar muvasalat ve azimet anlarını tesbit ile bir program tanzim etmekte. Ben de bankadan para teminiyle meşgul. Velhasıl herkes bir işle uğraşıyor.

Hüsrev Bey’le (Berlin sefiri) bir görüşme yaptık. Otomobillere kimler kimler ile bineceğini tayin ile Paşa’nın muvafakatini aldık ve hareket müdürü olmak cihetiyle de en önde gideceğinden, üç otomobilden ikisi dolma lastikli olup bir tanesi dolma olmadığından ve sürati de ziyade bulunduğundan, zaten Amerikan mektebinden alınan lastikler de yalnız bu otomobile mahsus olduğundan, yedek lastiğimiz de var demek olduğuna göre, bunu kendisiyle bana tahsisi muvafık bulmuş ve umum program tekrar Paşa’ya arzolundukta, yalnız Mucur’dan Hacı Bektaş’a gidilmek lüzumlu olduğundan, bu cihetle programın ona göre tashihini ve şu kadar var ki Mucur’a varıncaya kadar bu cihetin hafi tutulmasını emretmiş.

Evrak ve eşya ile kalem efendileri ve diğer emirber zabit arkadaşlar, Ankara’ya araba ile gideceklerdi. Biz de kendi eşyalarımızı topladık.

Bir küçük bavul ve yolda lazım olacak çanta ve torbaya koyduklarımızdan başka eşyamız, ağır eşyalar ile ve arabalarla gidecekti. Her şey hazırlandı, artık yarın hareket ediyoruz. Bildiklerle vedalaştık. Fakat bütün mevcut nakdimiz ancak yol için yirmi yumurta, bir okka peynir ve on ekmeğe kifayet ettiğinden bunları aldırdık. Zira banka müdürü bugün de gelmezse yolda bütün bütün aç kalmak ihtimali de vardı.

Bugün de direktör gelmedi; gönderdiğim habere, yarın biz dokuzda hareket edeceğimizden sabah hemen karanlıkta, yani sekizde bankaya mutlaka gelerek icabını icra edeceği ve bizi teşyide bulunacağı cevabını aldık.

Filhakika hareketimiz günü sabah sekizde yüzbaşı Bedri Bey’le bankaya gittik. Bitlis vali sabıkı imzasiyle bir senet tanzim edildi. Bedri Bey de tüccardan diye kefil oldu, bin lirayı aldık. Karargaha geldiğimiz zaman dokuza beş on dakika kalmış, hareket üzereydiler. Otomobillere bindik, en önde hareket müdürü Hüsrev Bey’le ben ve yüzbaşı Bedri ve Hakkı Behç Bey’lerin bulunduğu otomobil ve sonra Paşa’nın ve arkasından heyetten bazı zevatın otomobilleri, tam dokuzda, karargah olan mektebi sultaninin önünden hareket ettik. Tarih 18 Kanunuevvel 1335, yani 1919 Perşembe sabahı saat dokuzdur.

Mektebin önünde binlerce halk toplanmıştı; birçok zevat da at ile araba ile bizi birkaç saat takip ve teşyi ettiler. Karlar içinde, Sivaslıların candan tezahürleri arasında üç otomobille yola revan olduk.

Hava çok soğuk, yerler karla mestur ve bir taraftan da kar yağmakta idi. Otomobiller açık olduğundan tabii kar içinde gidiyorduk. Sivaslıların candan alkışları ve tezahüratı arasında köprübaşında diğer zevatla da vedalaşarak, karlar içinde üç otomobil, ancak saatte yirmi, yirmi beş kilometre süratle yola devama başladık.”

DİPNOTLAR

(*) Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Eğitimi Ana Bilim Dalı Emekli Öğretim Üyesi, mkemalkocak@gmail.com, drkkocak@gmail.com, drkkocak@hotmail.com

[1] Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi 6-7. Sınıflar Öğretim Programı ve Kılavuzu, Ankara, 2005, s.9

[2] Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, İlköğretim T. C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi 8. Sınıf Öğretim Programı, Ankara, 2006, s.5

[3] İlköğretim T. C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 8 Ders Kitabı, Ada Matbaacılık, Ankara, 2008, s.  46

[4] Mazhar Müfit KANSU, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, c. 1-2, Türk Tarik Kurumu Basımevi, Ankara 1986, s. 481-488

917
0
0
Yorum Yaz